Mantıksal-Matematiksel Zeka

Mantıksal Matematiksel Zekâ

Bir matematikçi gibi sayıları etkili kullanabilme, bilgisayar programcısı gibi olaylar ile ilgili sebep-sonuç ilişkisi kurabilme, olayların gidişatı hakkında akıl yürütebilme yeteneğine mantıksal-matematiksel zekâ denir (Armstrong, 2000).

Piaget’e göre mantıksal-matematiksel zekânın ilk belirtileri küçük bir çocuğun nesneler dünyasını tanıması ile başlar. Nesnelerin kalıcılığını idrak eden çocuk için sırada onları gruplara ayırma vardır. Daha sonra sayıları saymayı öğrenir, sonraki aşamada ise sayıları ve nesneleri birbiriyle eşleştirebilir. Sonraları hacimsel büyüklük ve niceliği birbirinden ayırır, sayı dizilerini karşılaştırır, eşitliği-eşitsizliği kavrar. Nihai aşamada yani ergenlik döneminin başlarında sembollerle işlem yapmayı öğrenir. Piaget matematiksel zekânın gelişimini motor eylemlerden somut ve formel eylemlere geçiş olarak tanımlar (Gardner, 2012).

Mantıksal-matematiksel zekânın gerekliliği akıl yürütebilmedir. Bu akıl yürütme en kolay daireden başlayıp karmaşık olana doğru ilerler. Sistematik ve ayrıntılı düşünmeyi gerektirir. Matematiksel zekâ karşılaşılan herhangi bir problemi tüm yönleriyle doğru algılama ve kanıtlarıyla çözmeyi gerektirir. Matematikçiler soyut alanda akıl yürütürken bilim adamları doğanın kanunları arasındaki ilişkileri belirli bir sistematiğe göre incelerler. Bilimin ilerlemesi matematikle arasındaki ilişkiyle doğru orantılı gelişmiştir.

Mantıksal-matematiksel zekânın doğasında güçlü bir merak duygusu, gözlem yapma yeteneği ve sorgulama vardır. Gerek bilim adamları gerek matematikçiler bu içgüdülerle yola çıkıp ısrar ve disiplinle sonuca ulaşmışlardır. Newton kütle çekim yasasını bulmadan önce yere düşen bilyenin neden sektiğini, insanların neden yere doğru düştüğünü, gökyüzünde asılı duran Ay’ın neden düşmediğini merak ederdi. Einstein’ın evrene merakı ise dört beş yaşlarında kendisine hediye edilen bir pusula ile başlar. Hangi yöne çevrilirse çevrilsin hep kuzeyi gösteren ibrenin gizemi onu adeta büyülemiştir. Ünlü matematikçi Pascal için matematik ilk aşk gibi kutsaldır. Oyun odasının duvarlarına üçgen, çember çizip bunlar arasındaki ilişkiyi araştırdığı söylenir. İnsanlığa hizmet etmiş bilim adamları ve matematikçilerin çocukluk hatıraları incelendiğinde benzer yaşantılar göze çarpacaktır (Gardner, 2012).

Gardner (2012)’a göre mantıksal-matematiksel zekâ karmaşık bir sisteme dayanıyor olmasına rağmen “özerk zekâ” oluşuna dair işaretlerin çoğunu da taşımaktadır. Afazi hastası olmasına rağmen sayısal yeteneğini kaybetmeyen hasta sayısı fazladır. Dil ve müzik zekâsı keskin bir şekilde beynin belli bölümleri tarafından yönetilirken matematiksel zekâ için daha farklı bir durum söz konusudur. Matematiksel zekâ sinir sisteminin geniş bir kısmını ilgilendiren genel bir tür zekâdır.

Sayısal beceriler ilkel ve gelişmiş tüm toplumlarda önemini korumuştur. Günlük hayatta, ticarette, bilimde, yeni ürünler üretmede, evrenle ilgili bilinmeyen gerçekleri açıklama da matematikten yararlanılmıştır. Kültürlerin ve yaşanılan dönemin farklılığına göre matematiğin öne çıkan yönü de farklılaşmıştır. Kimi toplumlar matematiği aritmetik hesaplamalarda, kimi toplumlar ticarette kimisi bilimde vb. kullanmışlardır. Gelişen teknoloji, birikmiş bilimsel bilgiler ve değişen bakış açıları matematiksel zekânın gelecekteki konumunu belirleyecektir (Gardner, 2012)

Mantıksal-matematiksel zekâ insanlığın kaderine iki farklı yönüyle ortaklık eder. Bu zekâ sayesinde üretilen teknoloji insanların yaşamını kolaylaştırırken, aynı teknoloji insan yaşamının sonu da olabilir. Thomas Edison ’un geliştirdiği ampul tüm dünyayı aydınlatırken; Manhattan Projesi adı altında geliştirilen atom bombası ne yazık ki bir şehri yok etmiştir.

Matematiksel zekânın temelindeki kapasiteler şunlardır (Bümen, 2004) : 

Soyut yapıları fark etme: Doğadaki tekrarlayan dizilerin farkına varmadır. Salyangoz kabuğu, kozalak, tavus kuşunun tüyleri, bal peteğindeki örüntüleri fark etme denilebilir.

Tümevarım yoluyla akıl yürütme: Gözlemlenen tekil olgulardan yola çıkarak genel yargıya ulaşmaktır. Daha çok deneysel bilimlerin kullandığı bir akıl yürütme yöntemidir.

Tümden gelim yoluyla akıl yürütme: Genel ilkelerden yola çıkarak özel olgular ile ilgili bir yargıya ulaşmaktır.
Bağıntıların farkına varma: Gündelik hayatta karşılaşılan verileri sıralama ve sınıflama yeteneğidir.

Karmaşık hesaplar yapma: Okulda öğrenilen matematiğin teoride kalmaması, pratik hayatta kullanılabilmesidir.

Bilimsel yöntemi kullanma: Bu yönteme göre karşılaşılan problemlerde önce gözlem yapılır; sonrasında tartma, bir yargıya varma ve karar verip uygulama vardır.

Mantıksal-matematiksel zekâsı güçlü olanlar nesneleri tanımada, kavramlar arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları bulmada, deney kurup test etmede, soyut kavramları kullanmada, karmaşık hesaplamalar yapmada ,yeni modeller kurmada vb. iyidirler.

Matematiksel Zekaya Örnek Gösterilebilecek Meslekler

Matematikçiler, muhasebeciler, istatistikçiler, bilim adamları, mühendisler, ekonomistler, yargıçlar ve eleştirmenlerdir.