Müziksel-Ritmik Zeka

Müziksel Ritmik Zekâ

Müziksel zekâ, bireyin bir besteci, bir müzisyen gibi müzik ile ilgili uyarıları algılama, bunları ayırt etme ve ifade etme yeteneğidir (Armstrong, 2000).

Müziksel zekâ ile kastedilen kişinin çevresinde duyduğu melodiye, sese veya bir müzik eserindeki akustiğe, parçadaki iniş çıkışlara kendini kaptırmasıdır (Saban, 2004).

Müziksel zekâ diğer zekâ türlerine nazaran daha erken yaşlarda ortaya çıkan bir zekâ türüdür. Kendileri için iyi bir başlangıç noktası sayılabilecek bu performanslar genelde okul öncesi çağlarda ortaya çıkar. Müziksel zekâ alanında tüm dünyaya adını duyurmuş bir deha olan Mozart üç yaşında piyano çalmayı öğrenmiş, beş yaşında ise ilk bestesini yapmıştır. Her ne kadar yetenek bu konuda bir başlangıç noktası olsa da müziksel yetkinliğe ulaşmak için disiplinli çalışılarak geçirilen en az on yılı feda etmek gerekir. Mozart’ın disiplinli bir çalışma uğruna çok az uyuduğu söylenir. Dört beş yaşlarında iken babası tarafından müzik yeteneği fark edilen Beethoven’e babasının yüklediği tek görev piyanonun başından hiç kalkmadan, durmadan çalmasıdır.

Bireyin başarısının genetik yapıya borçlu olduğu bir alan varsa, müzik başı çekecektir (Gardner, 2012). Müzikle dolu bir aileden gelen piyanist, bestekâr, ses sanatçısı sayısı bu düşünceyi destekler. Fakat böyle zengin bir müziksel ortama sahip olmasa da sesini dünyaya duyuran başarılı müzikseverler de vardır. Bu tür kişiler için müzik yeteneğini geliştirecek en küçük bir teşvik başarıya giden adımları sıklaştıracaktır. Buna karşın sahip olduğu yetenekleri geliştirmeyen, başarı merdivenlerini tırmanamayan, erken yaşta vazgeçen dehalar da vardır.

Müziksel zekâ ve diğer zekâlar arasındaki ilişkiye bakıldığında en göze çarpanı matematiksel zekâdır. Ritimleri, notaları belli bir düzene göre kurgulamak, gerektiğinde bütünlüğü bozmadan ekleme çıkarma yapabilmek için matematiksel yatkınlık gerekmektedir. Müziğin sosyal zekâ ile de bağlantısı vardır. Müzikle insanların duygularını harekete geçirmek mümkündür. Müziğin insan ruhuna iyi geldiği hatta bazı psikolojik hastalıkların tedavisinde kullanıldığı da bilinen bir gerçektir (Gardner, 2012).

Yapılan araştırmalar, iki aylık bebeklerin ses yüksekliğini ayırt edebildiğini dört aylık bebeklerin ise ritimlere duyarlı olduğunu iddia eder. İki buçuk yaşlarında çevrelerinde duydukları şarkılara benzer şarkılar üretirler. Dört yaşlarında duydukları şarkıların melodilerini öğrenirler. Özellikle bu yaşlarda bireysel farklılıklar ortaya çıkar. Bazıları melodik konturları doğru bir biçimde çıkarırken bazıları altı yaşına gelene kadar öğrenemez. İstisnalar hariç, okul yıllarının gelişi müziksel beceriyi olduğundan daha fazla ileri taşımaz (Gardner, 2012) .

Müziksel zekâ taşıyanların üstleneceği rollerden birisi de beste yapmaktır. Bestecinin zihnindeki sesler, ritimler bir sarraf gibi işlenerek orijinal bir ürüne dönüştürülür. Ne var ki bu olay bestekârlar için sıradan bir durumdur. Bestekâr Saint Saens kendisiyle ilgili bu süreci elma ağacının elma üretmesi şeklinde tanımlar (Gardner, 2012).

Hayvanlar dünyasından kuşların, şarkı şakıma becerileri oldukça çarpıcıdır. Beynin sol lobu tarafından yönetilen bu beceriler herhangi bir hasara maruz kaldığında kuşların şarkısını da olumsuz etkilemektedir. İnsanlarda ise bu becerilerin daha çok beynin sağ lobu tarafından yönetildiği yapılan deneyler sonucunda görülmüştür. Dil ile ilgili becerilerini kaybetse de müziksel becerilerini koruyan afazi hastalarının varlığı da dil ve müzik becerilerinin bağımsızlığına işaret eder.

Gardner müziksel zekâdaki üstünlüğün tek başına bir zekâ olarak göze çarptığına ve buradaki üstünlüğün diğer zekâ alanlarından daha önce ortaya çıktığına değinir. Gerek bu düşünce, gerek afazi hastaları, gerek otizmli çocukların müzikal anlamdaki başarıları müziksel zekânın özerk bir zekâ olduğuna işaret eder.

Müziksel zekânın temelindeki kapasiteler şunlardır (Bümen, 2004):

Ritim ve müziğin yapısına önem verme: Müziğin duygularımıza etki ettiğini ifade eder. Müzik bizi bazen motive eder, bazen hüzne boğar bazen de hareketlendirir.

Seslere duyarlı olma: Çevremizdeki seslere karşı hassas olmayı ve sesleri ayırt etmeyi ifade eder. Çok sesli bir orkestra da orkestra şefinin en küçük hatayı fark etmesi gibidir.

Ton ve ritimleri ayırt etme becerisi: Günlük yaşantımız içerisindeki ses ve ritimlere duyarlı olma. Üzüntülü birinin konuşmasındaki ritimleri fark etme gibi.

Müziksel şemalar oluşturanları fark edip bilme: Bazı müziklerin belirli olaylarla bütünleştirilmesidir. Mesela bizim kültürümüzde mehter marşı ile milli duyguların harekete geçirilmesi gibi.

Müziksel Ritmik Zekâ alanındaki zekâya örnek gösterilebilecek meslekler;

Müzisyenler, orkestra şefleri, besteciler ve müzik öğretmenleridir.